Haziran, Temmuz demek İstanbul’da caz demek! Festival bu yıl 25 yaşında

26 Haziran - 17 Temmuz arasında, sanatseverleri yine müziğe doyuracak olan İstanbul Caz Festivali’nin programı açıklandı. 25. yılında, 250’yi aşkın yerli ve yabancı sanatçıyı İstanbul’da ağırlayacak olan festival kapsamında, 2003’ten bu yana festivale emek verenlerden festivalin direktör yardımcısı Harun İzer ile biraraya geldik…
Bu haber 2018-05-02 20:08:34 eklenmiş ve 262 kez görüntülenmiştir.

Bir gün ABD’li caz müzisyeni Louis Armstrong’a sormuşlar: “Nota olmadan, bu kadar güzel nasıl çalabiliyorsunuz?” Armstrong’un yanıtı ise şöyle olmuş: “Bir bülbüle nasıl böyle güzel öttüğünü sormak hiç aklınıza gelir mi?”… Bu soru kimsenin aklına gelmiş midir bilinmez ama herhangi bir muhabbette ‘caz yapma’ diye bir ifadenin kullanıldığı bir coğrafyada, 25 yıldır yerli- yabancı seslerden oluşan bir caz festivaline imza atmak pek de kolay olmasa gerek! Cazın çıkış tarihinden günümüze gelen yolculuğuna baktığımızda, dinleyici ve yaratıcı tayfası değişmiş gibi görünse de her daim şahsına münhasır bir kitle tarafından kabul görmeye devam ediyor. Tıpkı bu yıl 25. yılını kutlayacak olan İstanbul Caz Festivali gibi…

“25 yıl dile kolay… Festival için artık enerjisinin doruğunda diyebiliriz. Her yıl olduğu gibi bu yıl da güçlü ve enerjik bir program hazırladık. Son yıllarda dünyanın yaşadığı konjonktür ortada. Kültür sanatın tüm alanları gibi bizler de yara aldık. Ama sanatın iyileştirici gücüne inanıyoruz, ki katılımlardan gördüğümüz sanatsever de inanıyor. Bu yıl tüm bunları da dikkate alarak herkese dokunacak bir program hazırlamaya gayret ettik” diyor, neredeyse İstanbul Caz Festivali ile birlikte büyüyen isimlerden biri olan Harun İzer...

İKSV kapısından girişi 1993 olan İstanbul Caz Festivali Direktör Yardımcısı Harun İzer’in hayatının önemli bir parçası müzik. Bunu sohbete giriştiğinizde ağzından dökülen cümlelerden ve İKSV görevinin yanı sıra radyoda yaptığı DJ’lik performanslarından da anlayabiliyorsunuz. Festival kapsamında röportaj için biraraya geldiğimiz İzer, gündem yoğunluğunun hayat şartlarını ne şekilde etkilediğinin farkında olduklarının altını çizerek, son noktayı da şu cümleyle tamam ediyor bence: “Bir saatlik konser belki hayatlarını değiştirmeyecek ama dünyalarına çok şey katabilir, izin versinler.” Gelin, festivali ve daha fazlasını kendisinden dinleyelim…  

“Amacımız cazın tüm enerjisini müzikseverlere sunabilmek” 

*Son yıllarda dünyada ve Türkiye’de yaşanan politik mevzuların karmaşası ve absürtlüğü kültür sanat alanını da fazlasıyla etkilemeye devam etmekte. Bu yıl 25. yılını kutlayacak olan bir festivalden bahsediyoruz; tam da buradan bakınca işler nasıl gidiyor veya görünüyor? 

Dünyada çok ciddi dönüşümler yaşanıyor ve bu dönüşümler teknolojiden sosyal hayata ve sanata, hatta insani ilişkilere değin etkisini arttırarak kendini göstermeye devam ediyor. Biz de İKSV olarak kendi etkimizi yaratabileceğimiz alanlar kapsamında düşünüyoruz. 25 yıl önce, bu bir festival olarak başladığında -İKSV'nin tüm etkinliklerinde olduğu gibi- temel misyonu dünyadaki kültür sanatın başarılı örneklerini Türkiye’deki sanatseverlerle tanıştırmak ve aynı zamanda Türkiye’deki başarılı üretimleri de dünya platformlarına taşıyabilmekti. Bu anlamda değişen dünya şartlarında, öncelikle bu iki temel görevimizin geçerli olduğunu düşünüyoruz. Sanatın evrensel dili yadsınamaz. Biz de imkanlarımız ölçüsünde, festival olarak amacımızı aşmadan ve kimseye de bir şey öğretmeye çalışmadan ama bir yanıyla da sanatçılara bu platformu sağlayarak üretimlerini-mesajlarını ulaştırmasına aracılık etmek istiyoruz ki aslında en temel güdümüz de bu.

*“25 yıldır caz ve dahası” demeye devam ediyorsunuz. Caz ve dahası kısmından alırsak neler söylersiniz? 

Dünya her dakika ve her saniye değişiyor. Biz de bu değişen dünyanın seslerini insanlara duyurmak istiyoruz. Bu bağlamda da; caza komşu olan, bütün türleri de içine alarak oluşumlanan bir festivale sahibiz diyebiliriz. Kendimizi de ‘sadece caz’ ya da ‘caz şöyle tanımlanmıştır, bunun dışına çıkmayacağız” diye de kodlamıyoruz. Cazın iki temel unsurundan biri olan emprovizasyon-doğaçlamayı festivalin dokusuna yaymak, farklılıklara, yeniliklere açık olmak; bu yanıyla da cazın doğasına uygun bir şekilde hareket etmiş oluyoruz. Caz müziği 1880′lerde, New Orleans’ta gelişmeye başladı ve 1900’lerin başında, Kuzey Amerika’da bugün bildiğimiz şeklini aldı. O zamanlar birçok değişik akım cazın ortaya çıkışında yol gösterici oldu. Caz tüm enerjisiyle yaşamaya ve başka müzik türlerine de ilham olmaya devam ediyor. İşte bizim amacımız da 25 yıldır olduğu gibi cazın bütün renklerini ve enerjisini müzikseverlerle buluşturabilmek. Biz, festival ve kültür sanat üzerinden dünyaya açılıyoruz. Sanat takipçilerine de dünyanın farklı düşünce, hikaye ve müzik yaratımlarının mümkün olduğunu ve aslında tüm bu bileşenlerin; dünyanın ve insanlık kültürünün bir zenginliği olduğunu ve en önemlisi hepsinin ortak bir dünya kültürüne katkıda bulunduklarını göstermek istiyoruz.

“Festival için artık enerjisinin doruğunda diyebiliriz” 

*Festival hazırlığı süresince, masa başında otururken hissiyatınız ne oluyor? Mesela, müzik hayatınızda ne kadar yer işgal ediyor? 

Güzel ve başarılı geçecek bir festival düşüncesi… Aslında işimiz bu; gerçekleştirdiğimiz etkinlikleri daha geniş kitlelere ve farklı algılara ulaştırabilmek! Bazen şunu düşünüyorum: Mesleğim sayesinde ne kadar çok ilginç ve hoş müzikler dinliyorum. Bundan çok büyük keyif ve haz da alıyorum. Ki haz almasam bu işimi yapamazdım da. Pek çok insanın bana söylediği; uzaktan bakınca konserler, büyük organizasyonlar, festivaller ve o ustalarla, ünlülerle tanışmanın eğlenceli olduğu yönünde… Verdiğim bir örnek var; duvar boyamak uzaktan renkli ve eğlenceli bir iş gibi görünür ama iki fırça sürüp de insanın kolu biraz ağrımaya başlayınca, ‘ya bu ne kadar da zor bir şeymiş’ der… Her mesleğin kendi içinde zorlukları var tabii ki ama benim için yeni bir müzik keşfetmek ya da dinlemek çok büyük bir haz, bu tartışılmaz. Bunu yaparak kendimi besliyorum, doyuruyorum. O yüzden mesleğimin benim hayatımda önemli bir yeri var. Caz festivalini düzenlerken de aynı şekilde bu heyecan ve merakla işi sürdürüyoruz. Tabii ki tüm bu keyifli mevzuların yanında, standart bir döngü de var. Bir festival müzikseverler için biter ama biz sonraki yılın festivalinin başlangıcını çoktan vermiş oluruz. Her işin olduğu gibi bu işin bir de bütçesi ve bürokrasisi var. Zahmetli tarafları da var ama tüm bunların sonucunda, bir Harbiye Açıkhava’da dört bin kişiye ya da daha butik beş yüz kişilik bir salonda sahnedeki sanatçının dinleyici ile buluştuğuna tanık yahut aracı olmak işte bu anlatılamaz güzellikte. Kısaca; bizi motive eden ve en önemlisi pek çok sıkıntılı prosedürü görmememizi sağlayan işte bu gibi detaylar.

*25. yılında festivalin derdi ve hemhali nedir? 

25 yıl dile kolay aslında… Festival için artık enerjisinin doruğunda diyebiliriz. Her yıl olduğu gibi bu yıl da güçlü ve enerjik bir program hazırladık. Son yıllarda dünyanın yaşadığı konjonktür de ortada. Kültür sanatın tüm alanları gibi bizler de yara aldık. Ama sanatın iyileştirici gücüne inanıyoruz ki katılımlardan gördüğümüz sanatseverlerle de inanıyor. Bu yıl tüm bunları da dikkate alarak herkese dokunacak bir program hazırlamaya gayret ettik. Biliyorsunuz, 2005’ten bu yana festivalin direktörlük görevini yürüten Pelin Opcin, Şubat’tan bu yana Londra Caz Festivali Direktörü olarak görev almakta. Bu yılki programı da büyük oranda kendisi hazırladı. Bu yıl da sloganımız; “25 yıl ve dahası”. 25 yılda 700’den fazla konserde, 5200’ün üzerinde sanatçı ve 730 bine yakın seyirciyi ağırlayan İstanbul Caz Festivali, sadece müzikseverler ile sanatçıları buluşturma amacıyla sınırlı kalmayan, Türkiyeli sanatçıların çalışmalarını ve yeni üretimlerini destekleyen ve bu alanda yeni nesilleri teşvik eden geniş çerçeveli bir festival olma özelliği de taşıyor. Kısaca; hemhal ve dertler de bu yönde. 

*Caz yahut klasik müzik festivallerinde başka türlerin de festivalin ortağı olması; bu bir bakıma zenginlik belki ama bir taraftan da caz ve klasik müziğin karşılığı mı bu kadar? 

Bu yurt dışındaki caz festivallerinde de yapılagelen bir yöntem. Bilet satışları herhangi bir etkinliğin sürdürülebilmesi için önemli bir kıstas tabii ki ama cazı daha geniş kitlelere ulaştırabilmek için de etkili bir yöntem. Bu vesileyle farklı sanatçıların ürettiklerine de dikkat çekilmiş oluyor. Bakarsanız pek çok müziğin kökeninin de cazdan ilham aldığını yahut bir ayağını ona yasladığını görebilirsiniz. Günümüzde dijital devrimle beraber özellikle müzik alanında pek çok tür birbirine karışmaya başladı. Dolayısıyla biz de bu harmanlanmaya pay ve fırsat veriyoruz. Ayrıca hangi tür festival olursa olsun, bir müzik türü diğer komşu melodileriyle buluşmamızı sağlıyor.  

“İmkan olsa da daha çok konser olabilse” 

*Bu yılki festivalde sizi heyecanlandıran neler var? 

Festivaldeki konserlerin hepsi bizim için kıymetli. Aslında imkan olsa da daha çok konser olabilse. Yıldız isimlerden yeni keşiflere 250’yi aşkın yerli ve yabancı sanatçıyı İstanbul’un 27 farklı mekânında ağırlayacağız. Bizi heyecanlandıranların başında; uzun bir aradan sonra yeniden gelecek olan, 45 yıllık müzik kariyeri boyunca çok sayıda sanatçıya ilham kaynağı olmuş Nick Cave ile grubu The Bad Seeds geliyor. Bu yılki sürprizleri arasında; rock tarihinin tartışmasız en muazzam vokallerinden kabul edilen Robert Plant ve grubu The Sensational Space Shifters var; sonra müthiş balad’larıyla Benjamin Clementine; etkileyici vokaliyle Melody Gardot; caz ve swing’in altın çağını popüler türlere yaklaştıran Caro Emerald; modern caza dair yepyeni adımlar atan Toronto çıkışlı saksafon, davul, klavye ve bas gitar dörtlüsü Badbadnotgood… Program uzuyor, kısaca yine keyifli bir festival bizleri bekliyor. 

*Festival kapsamında, geçtiğimiz yıl ilkiyle tanış olduğumuz ‘Vitrin’ var. Bu yıl orada neler olacak? 

Türkiye’de özellikle son yıllarda hızla gelişen müzik üretimi ve dünyaya açılan müzisyenlerin çokluğu, yeni projelerin sadece Türkiye içinde değil, uluslararası alanda da büyük ilgi ve talep görmesine yol açıyor. Bu talebin kurumsal olarak da etkin bir uluslararası temsile ihtiyacı, İKSV’nin köklü etkinliklerinden İstanbul Caz Festivali’ni bu projeye yönlendiren temel motivasyonlardan biri oldu. Dünyada bu alanda faaliyet gösteren başarılı etkinlik ve kurumları da örnek alınarak oluşturulan Vitrin’in, zamanla ülkemizin olduğu kadar yakın coğrafyaların müzikal üretimlerine de kucak açan ve onların evrensel kültür ve sanata katılımlarına olanak sağlayan bir etkinliğe dönüşmesi de öngörülüyor. Vitrin’e her yıl, başta Avrupa olmak üzere dünya çapında 50 uluslararası delegenin katılımı sağlanıyor. Türkiye’den etkinliğe katılmak isteyen müzik sektörü profesyonelleri için de sınırlı sayıda akreditasyon olanağı bulunuyor. Etkinliğin sonunda delegeler, Vitrin’e katılan iki sanatçı veya topluluğun uluslararası turnelerine destek sağlamak üzere oluşturulan “Socar Türkiye İpek Yolu Turne Destek Ödülü”nün sahiplerini belirliyor. Kısaca; bizler gerçekten dünyada Türkiye’den sanatçıların bizi daha çok temsil etmesini istiyorsak bu alanda başarılı sanatçılara adım atacak alanları sağlamamız lazım. “Vitrin: Türkiye Güncel Müzik Buluşması” ikinci kez 27-30 Haziran arasında gerçekleştirilecek. 

“İşte değişim orada başlayacak!” 

*Duke Ellington; “Sadece iki tür müzik vardır. İyi müzik ve kötü müzik…” diyor. Bulunduğunuz yerden bakınca, biz müzik dinleyicilerini nasıl fotoğraflıyorsunuz? Müzikal algı olarak hâlâ yolda mıyız, yoksa handayız ve artık müziğin tadını mı çıkarıyoruz? 

Anadolu’nun müzik geleneği çok köklü ve güçlü… Burada pek çok nota yaratılmış ve yine pek çok müzik türüne yuva olmuş. Bu bakımdan karşılığı her şekilde var; yolda olanlar da handa olup tadını çıkaranlar da var.

*Dinleyiciler olarak kavrayabiliyoruz mu gerçekten; ortamlarda bestelerden çok, selfie’ler uçuşuyor gibi. Teknolojiye fazlasıyla kaptırdık belki de. Müziği ikiye ayırıyorlar; dijital ve analog. ‘İkisinden engin işler de çıkıyor’ veya ‘hayır müziğin özü bozuluyor’ diyen de var. Bir de yaratıcı ve dinleyiciler arasında sizin gibi aracı olanlar var. Sizin tarafta mevzu nasıl? 

Bütün dünyada var bu; daha popüler olanı takip etmek! Popüler işleri reddedip, kendi bildiği tarzda işler yapanlar da var ki bunların da takipçileri var. Ellington’un dediği gibi aslında; iyi müzik olduğunda birileri onu her şekilde buluyor. Evet, belki birileri sırf o fotoğraf için geliyor, belki etkinliğin içeriğinden haberdar değil, ama konser salonundan içeri girdiğinden itibaren artık eskisi gibi olmayacak. İşte değişim de orada başlıyor. Belki başkasından duydu diye ya da sırf fotoğrafım olsun diye geldi ama işler etkinlik bitimi değişecek, bence buna bakmak lazım! 

*Türkiye’nin kültür sanat politikasının yetersiz olduğunu düşünenlerdenim. Dünyadaki sistemin işleyişi sebebiyle de çember daralmakta. Siz ne söylemek istersiniz? 

Söyleyeceklerim arasında birisi sponsorluk, diğeri de evet kültür sanat politikalarının yeterince uygulanamaması… Özellikle bu gelişen teknoloji çağında; insana dair üretilen ve karşılığını da bulan, dokunan bir şey ‘kültür sanat’. İnsandan başka yapıcısı da yok. Dolayısıyla değişmeyecek bir alan. Bu bakımdan da büyük markaların destekleri önemli, bu destekleri de üç, beş günlük olarak değil, hem kendi markalarının geleceklerine hem de bu coğrafyanın geleceğine, yarınları olan gençlerine bir yatırım olarak görmeleri ve sahiplenmeleri gerekir. Bu bakımdan pek çok markanın kültür sanat alanına verdiği desteği yadsıyamayız. 21 yıldır caz festivaline destek veren Garanti Bankası gibi… Onlar da Garanti Caz Yeşili’nde 20. yılını kutladılar. Bu muazzam. Festivaller aslında pek çok değere sahip çıkar ve onları başka ülkelerin tanımasına yardımcı-aracı olur. Bu anlamıyla Türkiye’den güncel müziği odağına alan Vitrin’i destekleyen SOCAR’ı da es geçemeyiz. 

*Peki, bu yıl 17 Temmuz akşamı festivali bitişini verip de şöyle koltuğa yaslandığınızda, Z raporunu nasıl hayal ediyorsunuz? 

Öncelikle tüm konserlerin başarılı ve dolu geçmiş olmasını. Ve sırf konserlere katılımın değil, bunun medyada ve sosyal hayatta da karşılığını bulmuş olmasını diliyorum. Tüm bunların huzuruyla festivali kapatmış olmak istiyorum. 

*Son olarak caz festivali nezdinde bir eleştiride bulunsanız ne söylemek istersiniz? 

Son yıllarda özellikle iki konuda ilerlemek istiyoruz ki yavaş yavaş adımlarını da atıyoruz aslında. Festival kapsamında daha fazla ücretsiz konserler, herkesin katılabildiği, kültürel erişimde fırsat eşitliği… Tabii ki biz bunu bir yere kadara sağlayabiliriz, farkındayız da ama İstanbul içinde sadece Fenerbahçe Parkı’nda yapabildiğimiz “Parklarda Caz” konserlerine, bu yıl bir yenisi daha eklendi Beylikdüzü Yaşam Vadisi Parkı. Önümüzdeki yıllarda belediyelerin de işbirliği ile bunu daha da çoğaltabiliriz. Burada tüm gün sürecek konserler ve atölye çalışmalarıyla bu yıl ikincisi gerçekleştirilecek “Çocukça Bir Gün” başlıklı etkinlik de ‘minik’ cazseverleri mutlu edecek. Bir diğer konu da mültecilere yönelik festival, müziğin birleştirici gücüne olan inançla, 2016’da, Damon Albarn ve Suriyeli Müzisyenler Orkestrası ve 2017’de, Basel Rajoub’un Suriyeli Kadınlar Korosu’nun da katılımıyla verdiği konserlerde olduğu gibi; bu yıl da Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) işbirliği ile festivalin bir konserinde İstanbul’da yaşayan mülteci konukları ağırlayacak. Kısaca; festivalde herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği bir program hazırlamaya çalıştık. Biraz vakit ayırıp, programı inceleyebilirlerse muhakkak kendilerine iyi gelen bir konser yakalayabilirler. Bir saatlik konser belki hayatlarını değiştirmeyecek ama dünyalarına çok şey katabilir, izin versinler.

ETİKETLER :
Diğer EĞİTİM KÜLTÜR SANAT haberleri
Arşiv Arama
- -
Çayyolu Magazin | Magazin Haberleri | Son Dakika Magazin
© Copyright 2013 Çayyolu Medya Grup. Tüm hakları saklıdır.
bursa escort, ankara escort bayan, konya escort, malatya escort kayseri escort, kayseri escort, ankara escort, eryaman grup yapan escort
MAGAZİN
Gece Hayatı
Moda
Paparazzi
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Beşiktaş
SAĞLIK
Sağlıklı Yaşam
Kadın
Cinsellik
DÜNYA
E-Devlet
Avrupa Moda
Amerika Moda